Ticaret hukuku ve şirketler hukuku değişen kanun hükümleri ve Yargıtay içtihatları eşliğinde sürekli takip edilmesi gereken bir hukuk dalıdır.  Bu noktada uygulamada en çok karşılaşılan durumlardan biri de ortaklık dışında bir sebeple ortaktan alacaklı olan kişilerin haklarını ortaklığa başvurup tahsil edip edemeyecekleri konusunda çıkmaktadır.

6102 sayılı TTK’nın 133/4. maddesine göre şahsi alacaklılar ortağın, ortaklık dışındaki malvarlığına genel hükümlere göre başvurarak haklarını tahsil etmeleri mümkündür.

Örneğin ortağın kendi üzerine kayıtlı olan gayrimenkulü, bankadaki şahsi hesabı, temlik alacaklısı olduğu durumlar ya da tasarrufun iptalinin söz konusu olduğu hallerde alacaklı genel hükümlere göre alacağını ortaklık dışlındaki malvarlığından tahsil edebilecektir.

Ancak burada asıl önemli olan durum ortağın şahsi borcu için alacaklıların ortaklığa hangi ilke ve esaslar çerçevesinde başvurabileceğinde toplanmaktadır. Bu konuyu ortaklık türlerine göre ayırarak incelemekte fayda bulunmaktadır.

Şahıs ortaklıklarında ortaklık devam ettiği süre boyunca TTK m. 133 gereğince ortaklardan birinin kişisel alacaklısı, alacağını ortaklık bilançosu gereğince o ortağa düşecek kar ve ortaklık sona ermiş ve tasfiye aşamasına da geçilmişse tasfiye payından alabilmektedir. Şahıs ortaklıklarında öncelikle ortağın kar payına ve şahsi mallarına haciz koydurulabilir.

Alacaklı, buradan alacağını tahsil edemezse bu sefer TTK m 249 hükmü gereğince tasfiye sonucunda borçluya düşecek tasfiye payına haciz koydurmaya ve altı ay önceden ihbarda bulunmak ve hesap yılı sonunda hüküm ifade etmek üzere şirketin feshini istemeye yetkili olmaktadır. Mahkemece feshe karar verilmeden önce borcun, ortaklık veya diğer ortaklar tarafından ödenmesi halinde fesih davası düşmektedir.

Sermaye ortaklıklarında ise alacaklılar alacaklarını o ortağa düşecek kar veya tasfiye payından almanın yanında TTK m. 133/2 hükmü gereğince borçlu ortağa ortaklara ait olan senede bağlanmış veya bağlanmamış payların İİK’nın taşınırlara ilişkin hükümleri uyarınca haczedilmesini ve paraya çevrilmesini isteyebilmektedir.

Haciz talep üzerine pay defterine de işlenmektedir. Ancak bu halde şahıs ortaklıklarında olduğu gibi ortaklığın feshinin talep edilmesi mümkün değildir.

Sermaye şirketlerinden olan limited şirket ve anonim şirket bakımından irdelenmesi gereken bir başka durum da borçlu ortağın şirket hissesinin, kişisel alacakları nedeniyle haczedilip haczedilemeyeceği ve sonucunda da hisse satışının gerçekleştirilmesinin mümkün olup olmadığıdır.

TTK 133/2. maddesi bu duruma imkan tanımaktadır. Nitekim sermaye şirketlerinde ortakların hisseleri de haczi kabil mal ve haklar arasında sayılmaktadır. 133/2’de bu haczin İİK kapsamında yapılacağını hükme bağlamıştır. Buna göre;

Limited şirketlerde ortaklık payı (borçlu ortağın hissesi) limited şirkete haciz yazısının tebliği ile haczedilecektir. Bu haczin şirkete ve ticaret siciline de bildirilmesi gerekmektedir. İcra memurunun, şirket merkezine giderek fiili olarak şirket hissesinin haczedildiğinin pay defterine işlenmesini sağlayarak hisse haczini gerçekleştirmesi de mümkündür.

Anonim şirketlerde hisse senedi çıkarılmış ise İİK m 88 gereğince taşınır malların haczine ilişkin usul işletilir. Çıplak paydan doğan haklar ise İİK m 94 gereğince şirkete haciz yazısının tebliğ edilmesi ile haczedilmektedir. Yine şirkete ve ticaret sicil müdürlüğüne haczin gerçekleştirildiğinin bildirilmesi gerekmektedir. Anonim şirketlerde de icra memurunun şirket merkezine bizzat giderek çıplak pay haczini gerçekleştirmesi mümkündür.

TTK 133/3. maddesi kapsamında da bir ortağın şahsi alacaklısı tüm ticaret ortaklıklarında ister şahıs ister sermaye şirketi olsun, ortağın ortaklıktan olan diğer alacaklarından da hakkını alma ve haciz yapma hakkına sahiptir. Ancak tüm ticaret ortaklıklarında şahsi alacaklıların, ortağın borcu için ortaklığın mallarını haczettirme yetkisinin de bulunmadığının belirtilmesi gerekmektedir.